Herkes!


Bulaşıcıdır. İnattır. Gıcıktır. Uydurukçudur. Delidir. Fecenayip şahsına münhasırdır.
Okur! Yandığının resmidir. Gel, yol yakınken okurluk durumundan istifa et.

Herkes herşeyi bildiğini sanıyor… Kimsenin bir bok bildiği yok… O halde hroaghnNn! efekti eşliğinde örneklere zum!..

Mesela kan lazım iş için… Rutin kontrol montrol.. ‘İş yerine ekip gönderecez, açlık kan şekeri bakılacak’ demişler..

Çalışanlar kan verme kuyruğunda.. İçlerinden agada dünya Marvel evreni… açlık kan şekerini duyunca aç karnına orta boy kesekağıdı kesme şekerini lüpleyip gelmiş.. Ha, bundan tabii ki doktora bahsetmemiş.. Ne de olsa kendine güvende bir dünya markası!

Tahlil sonuçları çıkınca referans değerin yanındaki yıldızları da görmüş ya. O gün bugündür şekerin yükseğinin makbul olduğuna inanıyor.. Dünya şeker zirvesi toplanmış da bizimkini başgan seçmişler gibi mutlu… Pek sağlıklı olduğuna dair bir bodoslama, bir sarsılmaz inanç!

İnanç bir kez gelişince sarsılmaz çünkü.. Özellikle kafası çok yönlü çalışmayan, sorgulamayan bünyelerde hızla saplantıya döner.. Yeter ki inandır!… Bunun üstüne kurgulanmaz mı irili ufaklı tüm stratejiler?..

Yukarıdaki ‘kan lazımmış abi’ kuyruğunda gözlem yapmaya devam et şimdi!…

Şekerci hariç, kan vermeye gelenler talimat üzere en az sekiz saattir aç, kahvesiz, çaysız, sarı soluk; tüp tüp kanımızı alsalar bitse de işe dönsek diye bayıntılardaymış…

Herkeslerden ikincisi şekercinin yanında… ‘’İş hayatında kendini ne kaa odağa koyarsan, egon ne denli tavanları yalarsa o kaa kariyer (=parrraaağcık) yaparsın’’ diye bilmiş. Öyle görmüş kendi kurumsallarından..  Derken, işbu iki numero, nam-ı diğer egoman, kuyrukta sırası gelip kan verme odasına girmek üzere adımını atan minicik boylu, saz benizli ablaya başlamış çemkirmeye: ‘’ben saa bişe sorcam. Şindi biz bir türlü anlayamadık geçen on beş gün önceki maili, onu bi anlatsana sen’’… Minicik boylu, saz benizli abla aç, üstelik kan verme kuyruğunda, üstelik sırası gelmiş, kan verip işine dönecek… Gayet net olan konuyu on beş gündür anlamadığını tam o dakika kan verme kuyruğunda anlayası tutan bu insanlıksız egoman’ın halden anlamayan zavallılığına mı üzülsün, aynı kurumsal yapılarda böyle hödüklerle bin yıldır dirsek çürüttüğüne mi yansın bilememiş.. Kısaca, ‘’arkadaşım on saattir açım ve bayılmak üzereyim, müsaade edersen kanımı vereyim, ne soracaksan ya mail at ya ara ya da gün içinde uğra’’ deyivermiş. Her şeyi bildiğini sanan herkeslerin ikincisi egoman ve sahnesi bu cümle ile kıçın kıçın fade out olmuş…

Hödüklük ise baki kalmış..

En basitinden, ters ters bakmanın, gülümsemeyi bile borçlu çıkmak saymanın, birini yok saymak için hırt diye sırt (!) dönmenin makbul olduğuna inanmaya devam edilmiş… Kindarlığı, para ve menfaat uğruna yapılan çirkefi, yalanı, talanı, dolanı, dönme dolabı saymayalım bile.. Ve bu hödükazeler bildiklerine, davranışlarının doğruluğuna öyle körlemesine inanmışlar ki ileri derecede tuhaf olduğunun farkında bile olmadıkları ‘’en doğru benim, herkes yanlış;  tek söz sahibi benim, herkes dilsiz’’ saplantısına takılıp yürümüşler. Düşünce ve davranışlarının doğruluğunu bir an olsun sorgulamamışlar… Hal böyle olunca da beyinlerinin önemli bölümü kullanılmaya kullanılmaya körelmeye yüz tutmuş..

İnsanlar bir noktaya takılıp soru sormayı bıraktıklarında durum kısır döngüye döner, herkes her şeyi bildiğini sanır ya… Bu sanma hali devam ederken sana bir sır vereyim mi? En temelde insan olmayı beceremiyorlarsa, kimsenin bir bok bildiği de yok!..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *