O Kazık Buraya Kakılacak!!!

Bulaşıcıdır. İnattır. Gıcıktır. Uydurukçudur. Delidir. Fecenayip şahsına münhasırdır.

Okur! Yandığının resmidir. Gel, yol yakınken okurluk durumundan istifa et.

Bazen kendi kendimize o kadar çok gülüyoruz ki sizleri unutuyoruz Okur! Ayıbımızla sev bizi..

İsmi cismi bende saklı, grubumuza bu sabah bir resim karesi düştü. Maksat Pazartesi şenlensin; melekler, cenneti grevde sanmasın. Fotoğraf, teknik olarak bir Lucie ödüllük değil belki fakat zengin içeriğiyle hepimizi gıdık otu gibi avcuna alıverdi… Etik yayıncılık ilkelerim gereği (kıız, hep bu şablonu kullanmak istemişimdir, kısmet bugüneymiş) elbette haber kaynağıma dair ayrıntı vermeyeceğim… Yaş ortalaması kuvvetle muhtemel >1550 olan aile fotoğrafı desem yeter. Hele önde oturan dedeye DNA analizi filan yapsak yemin ederim kendisi plankton çıkar. Dede doğduğunda henüz Hun İmparatorluğu yıkılmamış, Çin seddinin yapımı tamamlanmamıştı yani.. Öyle güzel bir durum.. Dedem ”bi’ daha mı gelcez dünyaya” demiş ve aynen geliş o geliş…

Foto Adams çılgınlığından fast forward‘la konuyu direkt Osman Hocamıza getirmek istiyorum. Aradaki bağlantıları atlayıp çıtanoggh! efektli geçiş yapmamın nedeni ise: bundan sonra bu köşede ilgisini çekmek istediğim insanlara doğrudan adlı adınca sataşmaya karar verdim… Ben onları nasıl ki her gün tarayıp okuyorsam onlar da beni okusunlar, bana ne 🙂

Sayın Hocam, bildiğimiz amiral gemisinde, yıllardır sağlık yazıları yazan çok değerli hekim meslektaşımdır. Eğer kendisini (ben) okurken okuyor olsaydım (bu da ben) ekibinde bulunmak için kapısından ayrılmazdım.. Kader utansın..

Ha, meslek gereği fellik fellik semptom, tanı, tedavi bilinçlendirmesi adına ortamlarda ne varsa takip ettiğim sanılmasın… İş için göz gezdirdiklerim hariç öyle renkli basında çıkan sağlık yazılarına pek itibar etmem ya da hunharca gözüme çarptıysa yine işim gereği kim yazmış, hekim midir, hekimse nerden mezundur gibi über eleştirel yaklaşırım. Bununla beraber, Doktor Osman Bey’in yazılarını o kadar düzgün ve aklın ve bilimin süzgecinden geçmiş buluyorum ki uzunca bir süredir her satırını merak ve keyifle takip ediyorum…

Dahası, bilincimin altına amplifiye halde nüfuz eden, tuhaf ve abartılı bir itaat duygusu içinde uyguluyorum da. Amplifiye kısmına misal verecek olursam: eşek kadar yaşıma rağmen sonsuz yıllardır abartarak yüklendiğim egzersiz sevdam nedeniyle sanırım son iki gündür popo nahiyemde iri bir femur stres kırığından muzdaribim. Pişman değilim… Osman Hoca tabi ki gamsızlığın da (gamsızlık yerine neşe mi demeliyiz yoksa..), hareketin de, beslenmenin de dengelisinden yana. Ancak resim dedesinin 1200 yıl önce okçuluk ve ciritle uğraştığını düşündüğümde ileri spor bana ileri faydalı bi’ sağlık şeysiymiş gibi geliyor… Bu konudaki ileri gerizekalılığımı kabul etmek istemiyorum… & Eyühehe, dede beni çağırıyo! İyileşince bir 40K daha koşarım bence diyorum… Not: iyileşene kadar bol kolajenli bir tas paça çorbası gönderene de hayır demem!…

Sevgili Hocam (yok artık!! Yazar burada, dikkat çekmek için hocaya aleni seslenmektedir), haklı olarak, her şeyin abartıkından uzak durulmasını salık verdiğinizi biliyorum ve sizi tüm aklımla destekliyorum. Öyle bin yıllık telomerle, kromozomun ucuyla bucuyla da hiç işim olmaz.. Sadece bir konuda aklımı doğrulamanızı talep edebilirsem çok süper olur.

Şöyle ki; şayet beynim bana oyun oynamıyorsa, ya da eğer okuduklarımı zaman içinde antin kuntin yorumlar hale gelmediysem, ki bunlar hep omega 3 ve 6 eksikliğimden yeminle, sanki son zamanlarda egzersiz önerilerinizde hafif bir indirgeme, hareket etmekte hayli zorlandığı gözlemlenen ortama doğru miniş bir darwin adaptasyonumsu olmuş olabilir mi?.. Çünkü yanlış hatırlamıyorsam, evvelden her gün en az kırk beş – elli dakika, hatta birazcığı da yokuşa karşı orta tempolu yürüyüş önerilirken bu süre ortalarda bir yerlerde her gün otuz dakika hafif tempolu yürüyüşe evrildi sanki… Henüz geçtiğimiz haftalarda da iş yerinde, evde saat başı oturduğunuz yerden kalkın bir kaç adım atınız hiç değilse gibi bir öneri duymuşum gibime geldi… Yoksa bu hafta sonu itibariyle durum, evin içinde de yürümeyin beya, sadece ayakta dursanız da olur’a mı dönüşmekte hafiften?..

Bilemiyorum… Dediğim gibi belki de benim anlamamda bir indirgeme vardır.. Kendi adıma hareket etmenin suyunu çıkarttığım gibi bunu da abartmaktan ve yattığım yerde sağdan sola dönersem artı bi’ beş yüz yıl kazanır mıyım acebağ formuna dönüşmekten korkarım desem..

Kalınız zerdeçalla, tarçınla, erken taramayla, sağlıcakla & M.S. 5000’de görüşürüz hocam!..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *