Oricinale gel..

Bulaşıcıdır. İnattır. Gıcıktır. Uydurukçudur. Delidir. Fecenayip şahsına münhasırdır.
Okur! Yandığının resmidir. Gel, yol yakınken okurluk durumundan istifa et.

         İntihalde açık ara farkla dünya markası olmak bir başarı kriteri olabilir pekala.. Altın intihal oscarları, bugünün intihalini yarına bırakma şeklinde ebediyete uzanan edebi atasözleri, bir intihal daha var o da çalmak mı dersin gibi esinlenilmiş güfte ve besteler ve tabi ki olmazsa olmaz bilim dünyası dibin kara seninki benden kara sahiplenmeleri… Aslında belki de intihal kötü bir şey değildir; çok beğendiğin bir şeyi sahiplenme isteğinin az kaşarlı piskopatlık mertebesine erişti erişecek halidir.

              – ”Babacım, bu oyuncak gemicik de onun olmasın, benim olsun mu?” daki masumane istek gibi..

         Hep düşünmüşümdür komşuda pişen bize niye düşsün ki diye. Artık biliyorum, o pişen bize illa ki düşecek, çünkü düşmezse pişirmiyoruz icabında.

       Bütün bu hikmet-i bıkbık bugünkü keşfimin neticesidir. Sabah sabah şeytan dürttü, üniversite ağlarını dolaşacağım tuttu. İyi ki de tutmuş, bir de ne göreyimdi, hıı?! Ankara’nın, Türkiye’nin ve hatta dünyanın en önemli teknik üniversitelerinden birinde bir dekattan daha uzun süre önce tez olarak yayımlanmış ve bakılan noktalardaki göz hareketlerinin sabitlenmesi ile ilgili bir durumu açıklığa kavuşturmuş bir çalışmanın dört dörtlük esinlenmesi bugün itibariyle aynı üniversitenin gayet ana sayfasından video olarak yayımlanmıyor mu? Üstelik en önemli bilim ve araştırma kurumunun üç yıllık desteğini almış olarak. Lakin konuşan kişi, on yıl önce projeyi üniversitenin kütüphanesine tez olarak armağan eden arkadaş değil (görsem tanırım, kesin değil yani). Eğer yanlış bilmiyorsam, sen böyle genius bir başarı örneğinin tezinden esiiiinleniyosun, orijinatörü  senmişsin gibi gekgek gerine gerine baş vidyo eserin olarak takdim ediyosun, bir de belki benim vergilerimden bile kesilerek desteklenen üç yıllık burslara nail oluyosun, bari projenin şu dünyada muhakkak ki bir anlamı oladır diye içimden geçirip iyice dinledim.

           Anladığım odur ki; esinlenilen (!) şey, o zamanki teknikle bile, bu post-esin projenin yanında en kaba tabiriyle Aziz Sancar projesi gibi filan kalmakta. Gerçekten bazı esinlenmeler birebir esinlenilmeli, ufak tefek değişiklikler yapılmaya çalışıldığında ya da belki farklı esincikler organik olarak bir araya getirilmeye gayret edildiğinde, gözceğizime, çok afedersiniz, alışmadık totoda durmayan don örneği gibi görünüyorlar.

        Kısaca, halen devam eden projenin yurt dışı kongrelerde bildiri olarak yayımlanan en önemli sonuçlarından biri şuymuş: Türk insanı günlük hayatta kullandığı sözcükleri nadir kullandıklarına göre ve benzer şekilde kısa kelimeleri uzunlara göre daha kısa sürede okuyabiliyomuş. Örneğin benim önüme ‘ornitorengaverleştirdiklerimizdensiniz’ sözcüğü ile ‘bir’ sözcüğünü koyarsanız ikinciyi daha çabuk okuyabiliyorum bu pek değerli kurumsal destekli araştırmadan elde edilen şaşırtıcı sonuca göre. Bilim ve araştırma kurumları, bu örnekte de netleştiği üzere dünya ilimler tarihine aşmış projelerle biricik sonuçlar armağan edilmesine katkıda bulunmalı, önemli gerçeklerin bulunmasında yol gösterici olmalılar. Bunun için hepsinin gelmiş geçmiş birbirinden anlamlı fon/burs vb dağılımlarını sonsuz kere tebrik ediyorum!…

         Okur, kıymetli araştırmanın sonuçlarına göre kısa cümleleri daha kolay idrak ediyosun ya, sen buraya kendi emojini yerleştiredur; ben bir gülüp gelicem.

         Elimin altında müsekkin niyetine bulabildiğim ne varsa alıp bu anlatılanları huşu içinde dinler ve diğer taraftan bildiri kitapçığına sakince göz gezdirirken dileklerim kabul oldu. Şu koca evrende hiç değilse intihali hakkını vererek yapan haksever Alman araştırmacılar olduğunu görüp çok mutlu oldum. Konusu, araştırma yöntemleri, sonuçları ve hatta yazım tarzı ile hayallerimdeki esinlenme işte buydu! 2015 yılı Ağustos ayında Viyana’da sundukları bir bildiride yukarıdaki araştırmaya ilham olan tezi neredeyse birebir kopyalamışlar. Bu işler salt bir yere özgü değil tabi. Fikri eser hırsızlığı dünyaya mal olmuş yüce bir davranış. Alman araştırmacıları içimden kucakladım, yanaklarına kalpli öpçükler kondurdum.

          İnsan bir projeyi tanıtırken hiç orijinatörüne atıfta bulunur mu, yırtık göz hareketinden çıkar gibi ‘bak bunu biz yaptık’ die çıkar elbette. Bunlar bilim dünyasında görmek istediğimiz hareketler! Zaten intihal yoktur, zaman aşımı vardır. Bu durumda bendeniz iki sene sonra Aziz Bey’in projelerinin ismini değiştirip kendi ismimle yayımlamayı düşünüyorum, söyleyeyim! Bence zaman aşımı salt intihal ile sınırlı kalmamalı. Dolayısıyla, bir ricam, zaman aşımının sağlık ve teknoloji araştırmalarına tümden uygulanmasıdır. Örneğin, her araştırma iki yılda bir tekrarlansın, her metot iki yılda bir kendini yeniden ispat etsin. Bu arada her iki senede bir tekrarlanması mümkün olmayan ve iptal edilen sağlık ve teknoloji ruhsatları nedeniyle meydana gelen kitlesel ölümlerden de her halukarda zaman aşımı sorumlu olsundur.

          Aplikasyon indirip birbirlerine kaş-bıyık eklemek dışında yaratıcı olmayı başarabilen özgün ve salak insanlar, etik etik diye yırtınan safzadeler ise gidip kendilerini yırtsınlar en iyisi. Aman, daha da iyisi ben bunlar için ağzımı bozmayayım, elimi etiğe bulamayayım, sizlere emanet olsunlar. Okuyun, eğlenin gitsin. Daha komiğine rastlarsam haber veriyo olurum muhakkak! Siz de beni habersiz bırakmayın. Ne de olsa global bir değer hırsızlık…

          O vakit, ne diyelim (iki yıl sonra, aşağıdakini biri ben dedim diye üstlenecek tabi):

                   Nohut misali bir aklım var bir de beynim / Araştırma procelerine baktım zeplin gibi şişti içim

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.