T2 Trainspotting 2

Trainspotting 2: Bir baltaya sap olamayanların hikayesi.

Eğer ilk filmi izlediyseniz zaten bu adamlardan bi bok olmaz demişsinizdir. İşte bu ikinci hikaye ilkini doğrular nitelikte. Tabi Star Wars gibi aynı senaryoda sadece karakter isimleri ve macera süreleri değiştirilmemiş. Karakterler aynı, maceralar farklı.

Aynı oyuncuların 20 yıl sonra tekrar bir araya gelebilmesi hiç kuşkusuz ilk filmdeki hikayenin herkes gibi oyuncuları da içine çekmesinden. Trainspotting’in devam kitabı niteliğinde olan ‘Porno’ kitabındaki gibi 10 yıl değil arada 20 yıllık bir süre var. Yönetmen Boyle bunun sebebini oyuncuların iyice yaşlanmasını beklemesine bağlıyor :). Aslında ilk filmin sonunda arkadaşlarına kazık atıp paraları alıp kaçan Renton bu filmin başında bir kalp spazmı geçirmese 20 yıl sonra bizler de eski mahalleyi biraz zor görürdük. Filmde denildiği gibi, dünya değişmiş, herkes ona ayak uyduramasa da. Tabi burada bir parantez açmak gerek. Filmde dünyayı kimlerin ne yönde değiştirdiğine dair bazı göndermeler var, ancak detaylar yok. Dünyayı filmde izlediklerimizle aynı kuşağın değiştirdiğine şüphe yok. Google, Apple gibi şirketler aynı jenerasyonun şirketleri. Ahlakları da filmde izlediğimiz karakterlerden çok farklı değil. Neticede aynı devrin çocukları. Bir baltaya sap olmuş olmalarının belki de en büyük sebebi biraz daha uslu çocuk olup büyük patronu kazıklamamış olmaları. Neyse parantezi kapatalım.

Renton mahalleye dönünce arkadaşları hem dövüyor hem seviyor. Eh haksız sayılmazlar. 20 yıldır insan bir arayıp sorar. Gerçi onun da haklı sebepleri var. Amsterdam’a gitmiş, evlenmiş, iş güç sahibi olmuş. İşsiz kalmasa zaten dönmezdi. Arkadaşlar bir araya gelirse ne yapar: eskileri yad ederler. Hele bunu yeni neslin önünde yapmaları ayrı bir tat. Eskiden atari vardı, ne biçim oynardık diye bir nostalji gibisi var mı? İşte o sırada dışarıdan nasıl gözüktüğünüzü bu filmde görebilirsiniz. Ama tabi ben öyle yapmıyorum, benimkilerin hepsi çok ilginç ve eğlenceli anılar.

Eskiden gençlik vardı, tek dertleri biraz uyuşturucu ve alkol için para bulmaktı. Bu sefer ekmek elden su gölden değil. Para bulmaları şart. Karakterlerimizden hiçbirisinin iş güç sahibi olmadığı düşünülürse bu zor işin üstesinden gelmeleri bir film konusu oluyor. Tadınızı kaçırmamak için şu kadarlık bir tüyo vereyim: Avrupa Birliğinden kerhane açmak için kültürel miras projesi geçirmeniz film hilesi değil ;). Saçma sapan işlere para almak için Avrupa vatandaşı olmanız ve işin içine kültür katmanız muhtemelen yeterli. Peki film nerede karışıyor derseniz şiddet yanlısı dostları Franco hapisten kaçıp kendisini kazıklayan Renton’un şehre döndüğünü duyunca diyelim.

Choose life demeden Trainspotting olur mu, olmaz. İlk filmi izledikten sonra ODTÜ kütüphanesinden bulduğumuz senaryodan ezberlediğimiz bu replik için şimdi internette bir arama yeterli:

“Choose life
Choose Facebook, Twitter, Instagram and hope that someone, somewhere cares
Choose looking up old flames, wishing you’d done it all differently
And choose watching history repeat itself
Choose your future
Choose reality TV, slut shaming, revenge porn
Choose a zero hour contract, a two hour journey to work
And choose the same for your kids, only worse, and smother the pain with an unknown dose of an unknown drug made in somebody’s kitchen
And then… take a deep breath
You’re an addict, so be addicted
Just be addicted to something else
Choose the ones you love
Choose your future
Choose life”

Bu filmden ilk filmin etkisini beklemeyin. Belki de siz yaşlanmışsınızdır, olamaz mı?

PS: İlk film uyuşturucuyu özendiriyordu filan diyorsanız bunu izlemeyin. Sonra istifa filan edersiniz, şantaj videoları çekmeye kalkıp filmin üstüne atarsınız 😉

Leave a Reply