Tag Archives: korona

Dantelalı Denizler

Bulaşıcıdır. İnattır. Gıcıktır. Uydurukçudur. Delidir. Fecenayip şahsına münhasırdır.
Okur! Yandığının resmidir. Gel, yol yakınken okurluk durumundan istifa et.

İçeriğin olası zarar ziyanından yazar değil, uygulamaya kalkan komik okur sorumludur. Ona göre!!

Alıp başımı gitsem diyorum bazen.. Dantelalı denizlere, yumuk yumuk bulutlara, çıt çıt kuşlarının arasına karışsam!..

Sonra ‘’mıhtişim insanoğlu’’ olarak öyle bir yer bırakmadığımız aklıma geliyor..

‘’Abla, koronadan kesesi, hökür hökür gelir bak sesi! Şoför yanı burdan verelim’’ derlerse diye gitmekli düşünce balonlarımı hemencecik kovalıyorum! Ne de olsa, süte düşen telaşlı sinek olmanın lüzumu yok..

Daha çok, kalmaklı olmak lazım şimdilerde galiba.. Bir yere çaktırmadan ilişmek, sonra oraya alttan alta kök salmak…

Sadece nereye kalınacağını iyi hesaplamak gerek!..

Kalkıp da, senli ya da sensiz, üç güne yan yatacak bir yere kalayım dersen dördüncü günde, kendine kündeye getirecek yeni bir mecra aramaya başlarsın… Çok da o ortamların insanı değilsen, yani kendini bu yönde donatmamışsan üzülür ezilirsin..

Bir kısım atalar bile demişler ki tekkeyi bekleyen çorbayı içer.. Sen tekke beklemeyi bilmezken, bilenlerin yerine o tekkeyi beklemeye davranırsan ister istemez ayıplanıp kınanırsın. Bütün bunlara teflon misali aldırmazlık gösterip hiç de üzülüp büzülmemiş gibi şeetsen de günün sonunda kendini bile kandıramazsın!..

En kötüsü de insanın kendini kandırmaya çalışması değil mi zaten?…

Diyelim babandan torpillisin. Babanın bıraktıklarıyla koca koca işler güçler sahibisin. Yine de başın göğe ermiyor, iyi ve akıllı insanlar seni bir türlü beğenmiyorsa kalacağın yer orası olmadığı içindir… Ya da bir ihtimal baba eder, oğul öder dediklerinden gelmiştir başına.. Artık baban n’ettiyse, onu ben bilemem tabii!..

Ah alan onmazmış, onsa da en kısa zamanda illeti nüksedermiş. Bunu da düşünerek nereye kalınacağını, ne pahasına kalınacağını, kimlerin kalbinin kırılacağını çoook iyi düşünmek gerek kalınacak o yerde…

Bir de bu işin geleceği var! Yani yukarıdaki gibi su-i misaller, gelecek nesillerin ağzı torba olmadığından, en az beş yüz yıl filan pis pis dedikodularının yapılacağını, torunlarının torbalarının başlarının büğük, ağızlarının eğik gezeceğini unutmamalılar…

Gidilecek başka yer pek olmadığına göre, kalınacak yer hakikaten önemli.. Kendi ayaklarının üzerinde tertemiz bir şekilde doğrulabilmeyi ve her ne olursa olsun dimdik bir asaletle kalmayı becerebilmeli insan! Çünkü galiba da insan, o zaman insan!

Koroniçe

Bulaşıcıdır. İnattır. Gıcıktır. Uydurukçudur. Delidir. Fecenayip şahsına münhasırdır.
Okur! Yandığının resmidir. Gel, yol yakınken okurluk durumundan istifa et. İçeriğin olası zarar ziyanından yazar değil, uygulamaya kalkan komik okur sorumludur. Ona göre!!

Herkes gibi ben de uygulamalı korona hapsi içindeyim. Devletime göre ehtiyar sayılmadığımdan aslında hafta sonları haricinde mecvuuur değilim😩 ama evdeki resmî ihtiyar heyetine bulaştırmamak için kendimi hapsettim.. anahtarı da kuyudadır! 🔗🤪

Bu zor günlerde evinde ekşi mayanın bizatihi kendisini üreten yetenekli arkadaşlar olduğunu duyuyorum. Ya da Ramazan pidecisine rakip olanları, Bursa iskenderinin alasını yapanları, el sanatlarında da faaliyet gösterip kendine ve mahalleye ebruli maske-eldiven trikotaj üretimine geçenleri.. Hepsinin farkındayım…

Bende ise bu anlamda gram gelişme olamadı. Hala mayanın yaşını ve kurusunu ayıramayan bir insanım… Hala fırına girip pidelere baka baka ‘’pide çıktı mı acaba?’’ sorumla fırıncıda halüsinojen etkilere neden olabiliyorum… Hala soyduğum elmayı çöpe atıp kabuklarını tabağa koyarak servis yapabiliyorum… Yıllara meydan okuyan muhteşem kişiliğimi korona da tanısın isterim.

‘Evden haftada bir zaruri ihtiyaçların için çıktığın bunca zamanda hiç mi özenip mutfağa girmedin be kardişim’ demesinler diye ender çalışmalar yaptığım da oldu tabii..

Onların birinde ayak barnaamı kırdım, diğerinde kafamı…

İlki mıtbak mıntıkasının dışarlığında gerçekleştiğinden tam mutfak kazası sayılmaz bence..

Olay tümüyle insteyramlara ayıp olmasın diye odadaki yayına doğru depar atarken ayağımı portmantoya çarpmamdan ibaret… Çıkan sesten önce dolap kırıldı sandım.. Mikrosaliseler içinde ‘portmantonun acısını niye ben hissediyom ki’ düşüncesiyle yüzleştiğimde anladım ki kırılan benim barnahmış…

İnanır mısın, o an ayak parmaklarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Her birini ayrı ayrı defalarca kırmışlığım olduğundan bu gösterim, Scorsese filmleri gibi biraz uzun sürdü… 🎞

Prometheus’un bitmeyen cezası misali, senede beş kez kırılıp kendi kendine yeniden kaynayan ayak parmaklarımın devrimci bir evrimden geçiyor olduğuna eminim! Ağaçlara neyin tutunmak için maymunlarda pek gerekli bir minnaklık oldukları kesin. Ancak biz homo sapienste böyle ponçik gibi ayak uzantıcıkları pek manasız kanımca… Fikrim odur ki bu oluşumlar, evrimin bir sonraki basamağında tümden ve totalmen yok olücüklür. Ve yine inanıyorum ki bu konudaki engin çalışmalarım nedeniyle evrimin ilk halkası benim! 😁

Tepeden tırnağa yaptığım kazalarımın ikincisi de tahmin edebileceğiniz üzere tepemde oldu. Dün gece alnımın ortalık yerini buzdolabının tam ortasına denk gelecek şekilde çarptım… Gerizekalılığımı temsilen hafif bir şişlik oluştu… Çatlaklığı konusunda bir şey söyleyemesem de kırılmadığını umuyorum 😏 Kırıldıysa da şimdi korona düşünsün 🤣

Hehehö, hoş geldin korona! 👑